Ana Sayfa Kalemimden Animeler Kitaplar Mangalar Filmler Diziler Mimler

31 Aralık 2015 Perşembe

Senenin son mimi; Nasıl Bilirdin?


Kocaman merhaba! Süt ve kurabiye ikilinizi hazırladınız mı? Yeni yıl için alışverişlerinizi tamamladınız mı? Neler yapıyorsunuz? Ben mi?... Galiba pek bir farklılık yok aynı maraton devam ediyorum. Aslında bugünü  mim benim için sürpriz oldu MyReaL'a çok teşekkür ederim. Yılı, Zuri ile Badem'in güzel haberleriyle kapatmayı hedeflesem de, derler ya yarınlar da sürprizler doludur diye bu mim benim içinde koca bir hediye paketi niteliğinde oldu. Mimin konusuna gelirsek takip ettiğimiz bloggerlar hakkında bir iki cümleyle tanımlamayacakmışız. Doğrusu bu konularda iyi değilimdir, okul hayatımda da yıllığa bir iki cümlelik yazacağım yazıyı iki küsür sayfaya çıkarmıştım ki arkadaş "sadeleştirebilir miyiz Riv" demişti. Bir kişinin bana kattığı dört yılı iki sayfaya sığdırıp anlatmak bence güçtü ki, tek kelimeyle nasıl sığdıracağımı şaşırmıştım. Şu an da aynı düşünce içerisindeyim. Yosh! Bir deneyelim, azimin önünde kimse duramaz derler. Çeneme vurursa kaçabilirsiniz. Vurmaması dileğiyle. 

26 Aralık 2015 Cumartesi

Notlar dizisi, vol III - yeniyıl & bir etkinlik


Şimdi çatar mı zemistanın meltemi, 
Eski bir ezgi misali doluşur ahirliğin sözleri
Dört bir yanı sarmışken mazinin getirileri
Hatırlara dökülür hüsniyyâtın esintisi.
İşte böyle tükenir zaman. Kimi zaman ansızın, bazense usulca.

11 Aralık 2015 Cuma

Mim: Merak ediyorum.


Finaller yaklaşıyor, ben de stres bir kez daha nirvanalarda. Tamam bu kadar yeknesaklığın iplerinde cambazlığa başlamış yaşamım hakkında çene çaldığım kâfi. Geçenlerde Şenay'ın blogunda gezinirken çok hoş bir yazısına rast geldim, bugün de Kore'nin blogunda aynı mime rast gelip, mimlendiğimi görünce daha fazla ertelemeyeyim dedim. Doğrusu birkaç gün evvel Şenay daha yazdığı vakit yazmayı planlıyordum bu yazıyı, zira bekletmek iş olsun, bloggerdaki mimler olsun gerçekten hoşuma gitmiyor. Bir de sevdiğim şeylerse ertelemek hiç hoşuma gitmiyor. Laf-ı güzâfı kenara bırakırsam, mim için sevgili Şenay ile Kore'ye teşekkür ederim. ^^

5 Aralık 2015 Cumartesi

Mim: Hayallerimin Ülkesi Kore Hakkında

Vizeler, yeşil çay ve format… 
Evet, sanırım son zamanlarda ki halimi anlatan üç anahtar kelime olsa gerek. Kısa bir müddet önce bilgisayar sorunları nedeniyle pek vakit ayıramıyordum buraya, öyle ki takip ettiğim Kore-chan beni mimlemiş! Görünce sevinç nidalarına girdim, mutlu oldum doğrusu. Öncelikle ona bu güzel mim için çok teşekkür ederim, kendi mimini de okurken listeme sağolsun bol, bol dizi ekledim. Bu kış vakit buldukça her birine ufaktan başlamayı hedefliyorum. Şahsen My Girlfriend is Gumiho’nun ardından bir elimin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar Kore dizisi seyretmiştim ama Kore sağolsun, bloguna koyduğu dizi tanıtımlarıyla yeniden beni yavaştan dizilere başlattı. Um… Benim liste pek kalabalık olmayacak gibi görünse de, mimi görünce boş veresim gelmedi. Gelemedi. Çünkü oldukça sevmiştim. Fazlamı laf salatası yapıyorum? Yoksa şu aralar buraya uğrak veremediğimden bana mı öyle geliyor emin değilim doğrusu da, uzatmak hoş olmaz. Bakalım, başlayalım… 

22 Kasım 2015 Pazar

Pazar 6'lısı: favori erkek karakterler

Günler giderek kısalıyor mu ne? Daha yeni mi fark ediyorsun Riv, o hâlde sana günaydınlar nidaları dolanabilinir, şahsen benim zihnimde tur atıyor. Elbet, yeni fark ettiğim olmasa da, saatler geri alığından beri "ne güzel, artık bir saat erken kalkmış olacağımdan, bir saat daha fazla günü dolu dolu yaşayacağım" düşüncesinin gelip çatmasıyla üzerime çöken mutluluk, sanki günden güne batan güneşle sona eriyor. Nedense yarım saat öncesi saat iki civarları gibi geliyor. Uzun öğle vakitlerini özledim. Bilhassa haftasonları...

Uzun vakittir bu etkinliği yapmak istiyordum, hatta Rin'in blogunu keşfettiğimde mutlaka katılacağımı söylemiştim, tabii İstanbul seyahatimden denk getiremedim. Etkinliğin konusuna değinecek olursam, şahsen çok keyifli ve renkli buldum. Etkinliği yapan blogları da teker, teker gezmeye çalışıyorum. Benim için keşif turu da oluyor diyebilirim, hem yep yeni bloglara rastlıyordum da, konudan saptırmak bu gidişle adetim olacak. Olay basit her pazar çizelgede ki yer alan favori 6 roman, dizi, karakter, yazar vb. unsurlara yer verilecek. Okurken oldukça beğenmiştim zira farklı bloglarda ki altılıları gördükçe, yep yeni bloglar keşfettiğim gibi, hiç bilmediğim, kitap yada dizileri de keşfetmiş oluyordum. Bu haftanın konusu erkek karakterlerdi.Baştan diyeyim, ufak bir hayran kız nidalarına girersem, bilin ki başka diyara göçmüşümdür, yazının devamını getirmeden koşup kaçabilirsiniz efenim. 

19 Kasım 2015 Perşembe

Mim; iki yüz yıl sonra

Uzun zamandır bu mimi yapmak istiyordum doğrusu gel gelelim bir türlü fırsat bulamıyordum şu aralar. Ne ara bulabildin ki Riv diyebilen olabilir elbet. Vallahi doğru söze ne hacet der geçerim. dreamella ve deep bu mimi adadıkları vakit çok hoşuma gitmişti. Her ikisine de ayıyetten teşekkür ederim zira geleceğe uzanan ütopik kurgulara hayranımdır. Ne denli klasik yapımlar tutkunu olsam dahi, bilim kurguyu daha iştah açıcı bulmuşumdur da, şimdi burada bilim kurgu hayranlığım hakkında gevezelik edip bıktıracak halim yok, belki ileride bilim kurgu yapımlarına dair de bir yazı yazarım; gelelim mime. Doğrusu ahım şahım yazamasam dahi, aklıma gelen fikriyatları oldum olası kaleme dökmeyi seven biri olmuşumdur, başta madde madde yazdığım kesintiler, şiir denemem gibi ne hikmetse yine bir yazıya dönüştü. Um... Gerçekten başlangıçlarla sorunum var, bunu da fark ettim. Şiir diye başlasam mini öykülere, öykü diye başlasam makalelere dönüşüyorlar. 

17 Kasım 2015 Salı

Dördüncü yılın kutlu olsun Tırtıl.

Özel günleri severim. Bilhassa doğum günlerini, zira doğum günleri kişiye has olduğu gibi, yaşanan acı, tatlı günleri; kısaca bir ömrü, hayatı barındırdığı gibi geleceğe de kucak açar. Aslında söyleyebileceğim söz oldukça fazla bu konuda ama işin güzelliğini bozmamak maksadıyla bu defa kısa kesmeyi düşünüyorum. Geçtiğimiz günler de Renkli Tırtıl'ın blogu üçüncü yılını sonlandırıp dördüncü senesine girmeye başladığını öğrenince yüzüm de bir gülümseme oluştu. O an tırtılın blogunda gezinip, geçmişte neler yazmış, neler çizip paylaşmış diye merak ederek bir süre blog sayfasında gezindiğimi anımsarım, şu an bile geçtiğimiz yıllarda kaleme alınmış nice yazgıyı ve fikriyatı kaçırdığımdan blog sayfasına hâlâ bakmaktayım doğrusu. Diyorum ya, doğum günleri acı tatlı tüm hatıraları içinde barındırır diye. Geçenlerde le yan’ın blogunda gezerken Tırtıl’ın düzenlediği dördüncü yıla özgü çekiliş haberini görünce, ilk fırsatta mutlaka kendisini kutlamalıyım demiştim. Bu arada çekilişe ilgi duyan arkadaşlar, buradan bilgi alabilirler. Tırtıl gerçekten harika hediyeler düzenlemiş, tıpkı blogu gibi oldukça renkli. Şu yazıyı da sadece içimden geldiğinden yazmak istedim. 

15 Kasım 2015 Pazar

Son vapur; İstanbul.

özlendin İstanbul. şimdi dönüp baktım da, o sokak lambasını kim dikti oraya?
tam yerinde çıkmış. gözüme çarpıp duruyor. resmen gözüm lamba harici
başka bir şeyi görmüyor.
Okunacak blog çok, yazılacak kelamlar çok... Birkaç gündür kendisini internet namına her türlü iletişimden koparmış River'dan merhabalar. Geçen hafta Tüyap vesilesi ile bir İstanbul turu yapacağımı söylemiştim. Beklediğimden uzun mu oldu? Elbette hayır. Doğma büyüme İstanbul'lu olan bendeniz için, hem tahminimden daha kısa süre zarfında kaldım, hem de gezmeye doyamadım. Yine de oldukça keyif aldım, tabii istediğim tüm kitapları alamamış olmamın hüznü var. Olsun D&R ile netten alışveriş ne güne duruyor! Yine de keşke bulabilseydim demedim değil, zira aradığım yayın evleri dağıtılan mini katalogda görünmesine rağmen, olayı Long John Silver'a çevirip, elimde ki kataloğa bakarak adım adım, yayın evlerinin numarasına bakarak adeta haritada yer alan X işaretini sınıf yönde bulma duygusuyla aramaya çalıştığımdan sadece birkaç tanesini alabildim ki; geçen yıldan bu yana seri biçiminde çıkan kitapları boşladığımı fark edince, oyumu serilerden yana kullandım.

7 Kasım 2015 Cumartesi

Etkinlik & Bir hazan melteminde; İstanbul.



Sanki göğü yakalayacak gibi olmayan kanatlarını çırptı sonsuzluğa. Artık İkarus gibiydi ulu söğüt; adarken soluk yapraklarını ışıltılı mavinin ev sahipliği yaptığı sonsuzluğun bahçesi arşa; yok oldu hürlüğe boyalı düşleri bir serapmışçasına zamanda.  Şimdi sonsuzluğun bekçiliğini yaparken dallarının bağlı olduğu karada; bakmadı hatıralarına, bakmadı bahara. Nitekim umut dolu bahar gelip geçerken yaşamın limanında, o; terk edemezdi benliğini kökleriyle bağlayan karayı bu sönük diyarda. Sırtını dayadığı ihtiyar ağacın labirenti anımsatan iç içe geçmiş kuru dalları arasından bakakaldı kız bir süre, bir ressamın fırçası değmişçesine beyazla mavinin iç içe geçtiği semâya. 

4 Kasım 2015 Çarşamba

Miim: ne söylerdin?


Selam! Aslında böyle peş peşe yazmak adetim değildir, hatta genelde nedense vakit ayırmak istesem dahi pek nadir buralar bir şeyler karalarım, fakat deeptone'un mime yer verdiğini görünce bu denli hoş bir mim bekletmek olmaz diyerek dayanamadım. Konu basit, ama bir o denli de eğlenceli; kısaca; "karşılaşmak istediğimiz kişiye ne dersiniz" demiş deep ve bir güzellik daha yapıp "günümüzde yaşıyan herkes hatta roman karakteri dahi olabilir" demiş. Bu dünyanın sorunları tükenmemiş gibi, ben oyumu hayaliye yönlendiriyorum. Yaşasın Peter Pan'ın var olmayan ülkesi!

kino no tabi adlı animede ki gezgin hatuna rastlasam büyük ihtimal bir tutam onu bıktıracak, lâkin serinin başında izleyiciye yönlendirerek, yanıtsız bırakıp gittiği sualini tesaül ederdim. 

"hey Kino; söylesene. bahsetmiştin ya bir gün bakışlarını maviye bürünmüş arşa yönlendirip, pervasızca kanatlarını savuran kuşlara bakıp; "gerçekten kuşlar özgür müdür diye" hani sonrası sen bunları deyip yeniden nereye gittiğinden dahi bir fikrin olmadan motoruna atlarken beden bihaber, ben seni seyre dalmıştım yeniden. gerçekten özgür müdür kuşlar, bir kuş gibi olabilir mi insan. zira pek yakınlarda işittim eski bir filmden bir sözü tekrardan "paha bilemez bir teklifim var" deyince genç adam heyecanlanıp "özgürlük mü" demişti de ihtiyar gür sakalının altından gülümseyip "özgürlüğün alınabilir demişti" işte o an sen aklıma geldin. hey kino söylesene. sen motorunla diyar diyar dolaşırken tatmışsındır vukufun meyvesini, görmüşsündür bilinmeyenleri. gerçekten kuşlar özgür müdür?"

Bakalım, bakalım, kimleri mimliyorum? Bunu okuyup yapmamış olan bütün arkadaşlar olsun. ^^
Kısıtlamalar hoşuma gitmez benim, gönlünüzden geçen kişiye ses edin. 
Şimdiden herkese kolay gelsin ve de iyi geceler. :)


Haibane Renmei | anime

Şu aralar fazlasıyla canım sıkılıyor. Aslında böyle bir giriş yapmak istemezsem de, "içinden geleni söyle, kalırsa yazık olur Riv. İsraf olmasın" diyerek tek burada değil, çoğu zaman birisiyle hilaf düştüğümüz bir konu hakkında tartışırken Pinhani şarkılarına geçiş yapıyorum. Öyle ki hiç sebep yokken, bugün ps'nin başına oturup blog tasarımın üzerinden yeniden geçerek oyalandıktan sonra arşiv yapmak üzere manga çevirilerine başladığımı hatırlarım, hani ilginizi çeken bir seri varsa buradan ses edin. Onu da çevirmeye çalışırım. İşsizlik değil, ama nedense şu aralar boş boş işlerle oyalanasım var. Aynı şekilde tema yapımı için de geçerli. Aslında iyi de oldu, -tamam tema iyi olmadı fakat uğraşması iyi oldu- bir açıdan da, tema yapımını için pratik yapmış oluyorum. Bir de kodlardan anlasam... (iç geçiren Riv) Aslında konuyu iç döküntüsü olarak açmıştım, ardından epey önce izlediğim animelerden birisine rast gelince yüzümde hafif bir tebessüm oldu. Hani bölümlerini ara ara açıp izlediğiniz, fazlasıyla durgun ilerleyen, arada bir kafa dağıtmak maksadıyla bakıp yine de "kenarda dursun bu canım yine böyle bir gün de izlerim" diyerek zamanın sanki sizin için bir önemi olmayıp

26 Ekim 2015 Pazartesi

boya bitirme etkinliği

Doğrusu uzun bir müddet buralara uğrayamıyordum, en azından kendi bloguma yazacak kadar vakit bulamıyordum. Geçenlerde Karga ve Kızın boya bitirme etkinliği hakkında bir iki kelam etmiştim yazımda.
Etkinlik için: tık.
Yazı için: tık.

64'lü pastel türevi kuru boya 
ile yapılmıştır.yalnız ne hik-
metse saçları için kumral
 boya kullanmama rağmen 
sarı gibi durmuş. tuhaf.
Lâkin vakit bulamamdan mütevellit bir türlü zaman ayırıp koyamamıştım. Ondan şu an bayram çocuğu ruh haliyle geziniyorum desem abartmam. Etkinliğin konusu basit. Evde ki boyaları bitirmek ve var olan boyaları bir liste halinde sıralamak. (sanırım benim listemde ki boyaların tükenmesine epey vakit olacak) Doğrusu resim yapmayı sevsem de çizimlerimin çoğunu siyah beyaz bıraktığımdan evdeki boyalarım olduğu gibi kalır, bundan bitirene kadar da ne denli yeni boya almak istesem almazdım zira almış olsam kullanamayacağımı adım gibi bilirdim. 

Faber-Castel 12'li pastel boya
Faber-Castel 12'li sulu boya. 
Adel 12'li kuru boya.
Milan 12'li plastik pastel boya. 
Crayons 64'lü x2 pastel boya. (sanırım Crayons zira neredeyse on bir senelik boya olduğundan üzerinde ki kabartma yazılar silinmiş., -evet yanlış okumadınız tam on bir senedir bu boyaları bitirme çabasındayım. birde bu setten bir değil, iki tane bulunmakta. siz düşünün kaç yıldır uğraş verdiğimi.-)
Yine ne marka olduğunu bilmediğim 12'li kuru boya.

Birkaç haftadır takıldığım yabancı sitelerde sonbahar ve cadılar bayramı türevi paylaşımlarda bulunulunca ortaya bu beyefendimiz çıktı. Tabii bir de en beğendiğim Mangaka'lardan birinin yeni proje haberinin de etkisi yok değil, ne denli Riv-chan bu haberi bloguna yazana kadar haber siteden siteye dolaştığından okuyanlar artık "biliyoruz Riv" diyecek olsa da birazdan kısadan bahsedeceğim

19 Ekim 2015 Pazartesi

Notlar dizisi, vol ||




Topuklarını üç kez birbirine vur ve gitmek istediğin yeri düşle.
Oz Büyücüsü.

Oz büyücüsünü izlemeyen yoktur sanırım. Dorothy Gale adında ki Kansas'lı kızımızın evini hortum yutması sonucu kendisi Oz isimli sihirli bir diyarda bulması ve eve dönebilmek adına büyücüyü bulup Oz'da yaşadığı serüvenleri anlatan bir 1939 yapımı Amerikan filmlerinden biridir. Yolculuğu sırasında Dorothy'e eve dönebilmek adına sihirli bir ayakkabı verilir ve topuklarını üç defa birbirine vurduktan sonra gitmek istediği yeri hayal etmesi istenilir. Şu aralar Dorothy'nin kırmızı ayakkabılarından bir çift istiyorum. Sadece başıma gelen talihsizlikler dizisinden uzak bir yeri hayal edebilmek uğruna. Doğrusu şans ve şanssızlığa inan biri olmamışımdır, derler ya insan ne ederse onu bulur. Buna inanmak istemişimdir, buna inandığımı var saymışımdır, hâlâ da bu sözün keskinliğinin hakikatine inanırım. Nitekim başarı da, başarısızlıkta sadece insanın elinde olan bir durum. En azından böyle düşünmek istiyorum, heyhat günüm ne hikmetse tam hilafını elinde megafon varmışçasına haykırıyor. Bahsetmek istediğim çok husus var.

17 Ekim 2015 Cumartesi

haven | dizi.




Bazısı için güz, yazın sıcak tonlarının hatırasıdır. Özlem duyulan güneşli günlerin son demlerinin yaşanıp, teker teker, bir yaprak olup toprakla buluşup kaybolmasıdır. Buhar olup yok olurken renkler, sine çeker tabiat hasret kaldığı uykusuna, sine çeker hûlyalarına. O an solar gider renkler, bir hiçmişçesine. Bir hiçmişçesine terk ederler yedi arşı, bir hiçmişçesine götürürler armağanlarını. Lâkin hiçbir an solup gitmez umutlar çatan güzle, oysa vedaların tonudur güz. Yitirirken kır çiçekleri şenin rengini, tadarlar faniliğin tonunu. Yine de umut doludur insan güzde; baharda dirilmeyi beklenen taze umut tomurcuklarının muhafızıdır güz. Kimse bilmese de o; suskun tonuna sineye çekilmiş halde durur pürsükût vaziyette. 
-river.

Benim için son beş yıldır sonbahar denildi mi aşağı yukarı aklıma ilk gelen sıcak çikolata, iyi bir kitap, uzun kollu giysiler, yağmur ve bunların yanında gidecek takip ettiğim dizi ve animeler olmuştur çoğu an. Okul stresi olsa da asla bıkmayacağım mevsimdir sonbahar. Kimiler için kederin renginin olmuştur; bu nedenle hazan denildi mi akıllarda bir veda çağrışır anında. Özlem duyulan anlar, güneşin son dokunuşları altında griye çalan gökkubbeyi kuşatan kasvetli bulutlar ile şehrin; hepsini yutan boğuk ezgileri. Geçen senelerde değişen o denli çok şey oldu ki, şimdi dönüp baktığımda gerçekten beş sene mi geçmiş diyorum. Belki ileride bu satırlarımı dönüp okuduğumda da aynı hisleri barındıracağım, gökkubenin soluk griyi tonunu cüppe edinerek üzerini geçinmiş bir hazan vakti. Aslında diyeceğim çok söz olsa da, bazen sevdiğim küçük parçaları ifade etme konusunda yetersiz kalıyor, sadece sevdiğimi söyleyerek gönlümde oluşturduğu izi bir çift kelimeye sığdırmaya çalışıyorum. Sonbaharları da benim için öyledir, ne denli anlatacak çok kelimem olsa dahi, hep bir noksanlık kalır, durur kenarda. Elbette bu defa sayfamın kapısını sonbaharı anlatmak için aralamadım, Bu defa geçen yıllar boyu her seferinde hazanıma eşlik eden çok sevdiğim bir diziye yer vermek için araladım. Adı mı ne? O hâlde sizi şöyle buyur edeyim;

16 Ekim 2015 Cuma

ademâbâd

Fırsat buldukça yazdığım rpleri ve hikayeleri buraya koyacağımı evvelden bir kenara not etmiştim vaktinde. Şimdi bakıyorum da, üzerinden çok zaman geçmiş kelimelerimin, çok zaman geçmiş arda kalan günlerin... Oysa farkına varamıyor insan geleceği düşlerken yaşadığı anın, bir hayal olup kaybolurken zaman, kendinden geriye yalnız dudaklardan düşmeyen lafızlara mühürlü bergüzârları bırakıp çekip gidiyor sessizce. Bugün neredeyse tam geçen sene yazdığım bir yazıyı buldum, biraz hüzün, biraz özlemle doluşurken zihnimde mazinin boğuk melodisi; bir hayaletmişçesine kayboldu usulca. Yine de sevindim, nitekim o anın kırıntılarından geriye kalan yadigarların satırlarıma düşen yazgılar topluluğunun emanetiydi bana. Geçmiş günlerin beninden bir izlenim. Bir mektuptu bana. Bazen çok mutlu olmuştu geçmişteki ben, bazense tüm mutluluğunu bir yağmur damlasını çalan yaş alıp götürmüşse de yine de bırakmamıştı kelimelerini kalemiyle nakşetmekten. Şimdilerde biraz özlem var yüreğimde. Yanıtsız kalacağını bilerek sualimin, yine de nasıl diye sorarken buluyorum kendimi. Nasıl bu denli vakit bulabilyordun geçmişte ki ben? Nasıl bu denli fütursuz şen olabiliyordun; kelimelerine düşen, yağmur taneleri dahi olsa? 

Konudan sapmayı sevmiyorum, ama istemsizce yapmıyorum. Farkında olmadan saptırmışım lafızlarımı. Um... Rpden bahsediyorduk. Bu sefer ki rpmizin konusuna gelirsek, doğrusu benim ilk defa içimden gelip yazdığım bir rol oyunuydu. Elbette diğerlerini de içimden geldiği için yazmıştım lakin bu seferkini GM'nin verdiği bir görev rol oyunu olduğu için yazmadım, sadece o an yazmış olmak için yazmıştım. Belki de bu denli buraya koyma sebebim de odur.  Konusu demiştik;

6 Ekim 2015 Salı

Notlar dizisi.


Garfield'ın pazartesileri sevmediğini bilmeyen yoktur sanırım. Küçükken karikatürlerini severek okur ve her an pazartesiye verdiği tepkiye güler, eğlenirdim her seferinde. Yanlış anlamayın günler ile bir alıp veremediğim yok, sadece talihsiz serüvenler dizisinden fırlama anları hep pazartesilerden çektiğimden bir nevi nihayetinde iç döküntüsü olarak buraya yazma gereğinde bulundum. Sabah erken uyanacağımdan hazırlıklı olarak bir gece öncesi erken yatma alıştırması yaparak anı geçirmiştim, işe yaradı mı derseniz, yanından geçmez, öyle ki kendimi bir ara kahve ve nutella ikilisini sayarak bularak nasıl uyuduğumu anlamadığım gibi, sabahın kör saatinde sadece doktor randevum var diye yetişmek için uyandırıldım. Bunda bir şikayetim olduğunu söyleyemeyeceğim, ne denli kafamda ki sesler

29 Eylül 2015 Salı

geçmişte kalmış yazılar; gri düşler.

 Birkaç ay öncesi yazdığım rpg oyunlarını burada toparlayacağımı beyan etmiştim. Fırsat buldukça yahut aklıma geldikçe, zira bir müddet sonra yazdığım siteler tek tek kapanıyor ben de site kapanmadan evvel adminin uyarısını göz önüne almaya üşenip "millet yazdığınız rpleri arşivleyin, aksine kaybolur" sözünü kulak ardı ediyorum. Neticede, internette gelip geçen sitelerde mazinin için yitip gitmek üzere bâkilikte nihai bekleyişlerini sürdürüyorlar. 

Gelelim rpg'mizin konusuna; öncelikle yazdığım yazı yine GM (Game Master)'nin verdiği görev rol oyunu olduğundan oluşturduğum karakterin geçmişinden bir kesinti oluşturmaktadır. Olayımız  on yedinci yüzyılın sonlarına doğru başlar; Avrupa'da Cadı Avlarının başlamasıyla düzenlenen mahkemeler sonucu, büyü gücüne sahip pek çok kişi lanetli görüldüğünden cadı avları altında infaz edilmeye başlanmıştır. Bu büyü gücüne sahip kişilerden birisi de Cardea Bellchambers'dır. Yaşama arzusunun verdiği içgüdü ile annesi kızının infaz edilme olasılığına göz yumamayıp dönemin Şaman'larından birisi ile anlaşma yapar. Anlaşmanın neticesi Cardea'nın bedeni ölü gösterilir, ve ruhu sonsuz bir uykunun içinde hapsolur. Aradan yüzyıllar geçmiş, artık insanlar cadıları sadece peri masallarında var sayar olmuşsa da, hayatlarını geçmişe göre hürce sürdüren cadılar varlıklarını korumaktadırlar. Bunlardan birisi de Cardea ile kan bağı olan Florimel Wolsæus'dur. Annesinin kendisi gibi büyü gücüne sahip olmadığından kızımız, sihre ve artık yalnız efsane olarak nitelendirilen öykülerin arkasında ki esrarı araştırmaya, meraklı kişiliği neticesiyle bir hayli kaptırmıştır. Öyle ki;

28 Eylül 2015 Pazartesi

Zelig: bir kişilik matruşkası.

Gece gece kahve ile bayram sonrası abur cuburların yanında en iyi giden, güzel bir anime, kitap yada film olsa gerek. Bu sefer ki tercihimi filmden yöne kullanarak televizyon faslıyla, ısıtıp ısıtıp yeniden koyuyorlar hocam dedikleri yöntemi uygulayıp evvelden izlediğim ama oldukça keyif aldığım bir filmi açtım. Aslında Dracula serisiyle gidecektim ne yalan diyeyim, aklımda 1936 yapımı olan Dracula'nın Kızını seyretmek vardı, fakat format gören arşiviminden ötürü kayıplara karışan filmler kervanında yer alıp üşengeçliğimde hat safalarda halay çektiğinden "seni seçtim pikaçu" yöntemine başvurdum. Üşengeç insanım aziz, gelemem arama faslına. Hah, belki işime gelirse kırk yılda bir, yahut gerçekten aklıma koyarsa. Elbet bu laf safsatasını sürdürmenin bir sonu yok. Filme gelirsek;

(Zelig ve halleri)
1983 yapımı Woody Allen imzalı yapım olan Zelig; toplumda sevilme, yer edinme, ilgi görme isteği olan ve bu arzusunu dış görünüm ile tavrına vurgulandıran, kelimenin tam anlamıyla bukelamuna dönüşmüş biridir. Yani kahramanımız bir Çin'linin yanına gittiği an

27 Eylül 2015 Pazar

Mim, mim, mini mim.

Durmaz bilmezken leyl ü nehar, gün; kovaladı birbirini bir kez daha. 
Tek etmişti nehar uçsuz arşı, siyaha boyanmıştı artık mavinin uçsuz tonları; sanki suya damlatılan mürekkepmişçesine, bulanmıştı karanlığa semâ.


River der ki; bir gece vakti yeniden merhabalar. Bu defa sual kapanıyla karalıyorum satırlarımı, henüz güneşin sıcak turuncu tonlarının hakim olduğu bir öğle vakti kanatliprensesin bloguna göz atarken bu mim'e rast gelmiştim. Doğrusu Rin ile Sica'nın samimi ama bir o denli de eğlenceli yorumlarıyla gayet hoş vakit geçirerek keyifle okumuştum mimlerini. Rin'in teşviki ile giriştim doğrusu, normalde hakikatten pek çekimser olurum bu tarz konularda. Yanlış anlaşılmasın sevmediğimden değil, gerçekten severim ama nedense, sayısal lotoyu kazanmışta acaba ikramiyeyi yakınlarıma söylesem mi diye düşünen vatandaş durumu yaşarım adeta. dflkgjh Neyse lafı uzatmayayım, gerisini sorulara bırakayım. 

Bir nostalji esintisi; Pandora Hearts.

Pek bir nostaljik başladı bu sabah, biraz bayram havasından evde doluşmuş şeker, çikolatalar, kapıyı çalan tanıdık, tanımadık simalar ve dahası tam beş yıl evvel izlediğim animenin mangasını cesaret edip okumam... Evet, cesaret edip dedim; "Riv-chan bunda cesaret edilecek ne var" diye sorarsanız şu vakte kadar izleyip, okuduğum dizi, film ve kitap üçlemelerinde geçen favorim olmuş her karakterin ölümünü söyleyebilirim. Şans yok ben de defter, şans... Onu da geçtim, sanki mangakalar, senaristler bir olup "hadi River'ın sevdiği karakterleri ortadan kaldıralım" planı uygulamışlar. Madem öldüreceksiniz, kıyacaksınız, neden sevdiriyorsunuz? Neden okuyucunun gönlünde yer edindiriyorsunuz? Tabii bunu benim demem boş elbet, lâkin yine de tüm serilerde aynı olay başıma gelince, beş yıl evvel bitirip mangasının devam ettiğini duyduğum seriye devam etme cesareti bulamıştım o anlar, şimdilerde ise serinin bu sene mangasında final yapması ile gelen özlem ve final merakıyla Doctor Who'da ki sempatik Doctor'umuzun 'Geranimo' diye atılmasıyla sayfayı açıp okumam bir olmuştu. Peki adı mı neydi? Anime/Manga mızın ismi Pandora Hearts'dı efenim. Açıkçası ne yalan diyeyim 2000 yılı animelerini oldum olası sevmişimdir; Kino no Tabi, Natsume Yuujinchou, Baccano, Darker than Black vb. canım sıkıldıkça açıp açıp izlediğim yapımların çoğu; benzer yıllar yada peşin sıra senelerle yayınlanmış yapımlar arasındadır. Elbette bu yaz animleri  arasında da oldukça sürükleyici yapımlar mevcut değil desem yalan olur, aksiyon severlerin beklentilerini karşılayacak; Gangsta, mmorpg tarzı oyunlara ilgi duyanlara yönelik aksiyonu ile Overlord ve şu sıralar resmen gün saydığım Oweari no Seraph en güzel örneklerinden.Ahaa, yine animelere kaptırdım konudan saptım yalnız, bir de üzerinde durduğum konu animelerle ilgili olduğum hâlde başka yapımlar hakkında gevezelik edip bunu başardım ya, artık yazacak bir şey bulamadım buraya neyse. 

Pandora Hearts'a dönecek olursak; konumuz reşit olmak üzere on beşinci yaşını kutlayacak olan Oz Vessalius'un başından geçer ve kahramanımız kendisini birden Abbys adı verilen, suçluların gönderildiği, zamanın dünyaya göre alt üst olduğu bir hapiste kapalı bularak burada Alice isimli bir zincir (Abyss'de ki varlıklara verilen ad) ile anlaşma sonucu hürlüğüne kavuşur, Ne vardır ki Oz, aradan geçen on yılı anlamaz, zira Abyss'de ki zaman kavramı dünyaya göre oldukça yavaş geçtiğinden hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Üstüne zincir ile anlaşmasını fes etmenin bir yolunu bulamazsa tekrardan Abyss'e gönderilecektir. 


Animenin bitişinin ardından devamı ne olacak, Oz'un Abyss'e gönderilme nedeni neydi, babası arasında ki ilişki nasıl neticelenecek, acaba Cheshire'ı ileri ki bölümlerde tekrardan görecek miyim; (yeap; isimden de anlaşılacağı üzere Wonderland'de ki Cheshire Cat, gerçi Alice'dir Cheshire'dır siz de az çok tahmin etmişsinizdir animenin konusunda bir harikalar diyarının yattığını ki; en sevdiğim hikayelerden birisi olduğundan birazda bu nedenle Pandora'ya ilgim büyüktür) gibi düşüncelerle mangaya devam etmiş, göz yaşlarıyla sonlandırmıştım. 


Ah, Mad Hatter'ım, seni unutmayacağım. Seri de en sevdiğim karakter kesinikle Xenxes Break olarak tanınan nam-ı diğer Mad Hatter'dı. Kapı harici her yerden adeta Harry Potter'da ki büyücüleri aratmadan cisimlenmişçesine çıkması olsun, tatlı sevgisi olsun, bu karakter tavrıyla beni benden almıştı, seriye renk katan karakterlerin can damarıydı gözümde.
Bir diğer sevdiğim kısım ise animenin her türlü konuyu bünyesinde barındırması dozunda barındırması olmuştu; en ciddi anlarda hiç ummadığım sahnelerle güldürürken, bazense güldürdüğü gibi hüzünlendirirdi de Pandora Hearts. Bu yönüyle de Manga'nın nihayelenmesi beni hem şaşırtmış hem de mutlu etmişti. Mutlu etmişti çünkü seneler sonra izlediğim bir yapımın tadından ödün vermeden devam etmesi büyük bir başarı olduğu gibi, hayranlık uyandırıcı ve okurken bir o denli keyifliydi. Şaşırtması ise, elbet hiç ummadığım karakterlerin gidişi ve bitişi olmuştu. Yine de; sevimciyle, hüznüyle unutulmazlarım arasına geçen yapımlardan biri olmuştu Pandora Hearts serisi. 

ayrıca ne denli şu vakte kadar seyredip okuduğum yapımlar da sevdiğim karakterler ölmüş olsa da; Yuki'nin dediği gibi kalbimizde yaşayacaksınız yahut "unutmadığımız sürece ölmeyecek"ler.

28 Temmuz 2015 Salı

Hikaye; kaybolmayan izler.

Bundan sonra ara ara buraya yazdığım hikâyeleri ve karalamaları koyacağım. Çoğunu RPG ortamında önceden yazsam da, karakterleri ve orjinal kurgularını yıllar evvel yazmış, ve bilgisayarım da arşivlemiştim. Bilmeyen olursa ara, ara mini öyküler yazarım, tabii bunların çoğu aklıma geldikçe olduğundan 'mini' dediğimiz vaziyette kalırlar ve zamanımın çoğunuda 'play by post role play game' yani kurgusunu kendimiz oluşturduğumuz karakterin öyküsünü bir forum üzerinden yazarak devam ettiren bir nevi rol yapma oyunu ile geçiririm. Koyduğum öyküde Harley adında, bir bar sahibi olup, dünyada ki esrarengiz ve gizemli olayların peşine takılmış bir kızı konu alır. Şimdi gelelim asıl olaya, kayıt olduğum sitelerde GM yani yazdığımız hikayede bize görev veren arkadaşın isteği üzerine kaleme almıştım ve doğrusu benim için Harley'nin öyküsünde en sevdiğim kısımlardan birisi olup çıkmıştı. Bu yönden blogumda da koyma gereği hissettim. Dilerim sizde seversiniz. Unutmadan Molly-chan'a nazik yorumu için teşekkür ederim, beni ziyadesiyle mutlu etti. 


Gelelim hikayemize;

26 Temmuz 2015 Pazar

Okumadan evvel: Bu blog vakit katliamını hobi haline getirmiş insanın klavyesinden dökülme satırları barındırmakla beraber tamamiyle amaçsız yazgılar döküntüsünü oluşturmaktadır. 

Aslında başlığı âlem-i eşbâh olarak gireceğime; boş gezen karalamaları gibisinden yazsaydım daha iyi yansıtacaktı sanırım; lâkin vakit tez, zaman uzun, ileride onlarca karaladığım satır arasında kararsızlığımın hat safaları çekmesinden mütevellit bir farklılığa uğrarar elbet; ve kocaman bir merhaba! 



Galiba bunu başta yazmama gerekliydi. Son zamanlarda twitter, facebook, tumblr gibi kavramlardan blog işi birazcık ölmüş gibi durup "siz önden gidin, ben arkanızı kollarım" nidalarını çalsa da, bana sorarsanız gönlümde hâlâ mevkisini korumaktadır. Galiba dört yılın sonunda henüz sayfa düzenini dahi yapmadan yeniden, blog açma hevesine beni iten de bu olsa gerek. Bir an laf ü güzaf-ı boş verip gelelim fasulyenin fayfadalarına diyerek klişeler kervanına katılacak gibi olsam dahi -ki hiç sevmem klişeliğin halay başını çekmiş anları- ardından bu sayfanın ilerleyen zamanlarda bolca katliama uğratacağım aklımda yer edinince, "boş lakırtılar meyhanesine döndüreceksin River" dedim. Yalnız bolcana mı dedim? Kafama estikçe desem daha doğru olur.

Umm... bakalım; sadece bu bölüme bir isim bulmakta kaldı, yazarken hitap etmeyi daha bir seven yapım olduğundan en iyisi biz bu yazgılar kervanına yine klişeye bağlayarak "defter" diyelim. 

Bir saat, bir gün, kısaca herhangi bir vakit aralığında yeniden buralarda olup, nizamı oturtulmuş vaziyette satırlarla buluşmak dileğiyle, görüşmek üzere efenim.

Gif tumblr'dan alıntıdır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım : Merve Canbaz